| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
hayata dair herşeyRSSYorum RSS
Yazılar arşiv 04.2008 Other entries in 2008-04 resimler , videolar

İnternetin Fişini Çekerek Hayata Bağlanmak 

internet

İnternet bağımlılığının insan hayatında ki kalıcı etkileri ve bu etkilerin doğurduğu kötü sonuçlar üzerine artık çareler aranmakta.Her güzel şey de olduğu gibi internet kullanımı da limitsiz olduğu sürece bedensel anlamda insanlara yorgunluk olarak geri dönmekte.Bu yorgunlukta her yaşta ki kullanıcı için özellikle ertesi gün işinde ya da okulunda tabiri caiz ise ruh gibi dolaşması ile sonuçlanmakta.Geçenlerde okuduğum bir haber başlığında Amerika'da internet bağımlılığı üzerine özellikle blog yazarları için arada bir fiş çekmek şeklinde bir kampanya başlatılmış.Bu kampanyada herkesin ortak olarak yaşadığı;internette zamanın nasıl geçtiğini bilmeden yapılan ve günlük 6 saat gibi bir zamanın aralıksız kullanımına dayanan sorunların üstesinden gelmenin yolları aranmakta.

Bu sorunlar zaten herkesin başında olan sorunlar.Özellikle bizlerde günlük olarak 6 saatte yakın bir zaman diliminde internette kalmak şeklinde bir kullanım yolu seçtiysek,bu fiş çekme olayını uygulamalıyız.Bu derece olmasa da geçen sene buna yakın bir kullanımdan dolayı geceleri uykuya dalma anında bile kafam internette yapacaklarımda oluyordu.Ayrıca uykusuz bir şekilde okula giderek bir an evvel okulun bitmesi ve tekrar internet başına geçme anını sabırsızlıkla bekliyordum.Gerçi bu her internet kullanıcısı için geçerli bir olay değil.Aramızda kendine günlük ya da iki üç güne bir 1-2 saatlik kullanım yolunu seçenler için bu yazının sonuçları önemli değil.Zaten onlarda bir insan nasıl olurda günlük 6 saatte yakın bir zaman internet başında kalır diye şaşırmaktalardır.Buna verilecek cevaplardan bir tanesi ilgi alanlarınızla alakalı diyebilirim.Son iki yıldır gerek fizik gerekse web tasarımı alanlarında gezmediğim blog,site (yerli-yabancı) kalmadı diyebilirim.Böyle oluncada keşfettiğiniz her yeni site sizi yeni bilgilere ve uygulamalara yönlerdirmekte.

Bu olayla ilgili olarak şu an aklıma gelen bir örneğide yazmadan geçemiyeceğim 2003 yılında yaşadığım bir deprem olayından sonra okulların mayıs ayı itibariyle tatil olmasıyla beraber strateji oyunlarından birini 2,5 aylık bir zamanda bitirdim.Ama bu 2,5 aylık zamanın her günü oyun oynamakla geçti.Şu an da düşündüğümde harbiden abartmışım diyorum.Yukarıda bahsettiğim Amerika kaynaklı haberde bu tür kullanımlarda bulunan insanlara internetin fişini çektikten sonra kendilerini oyalayıcı bazı etkinliklerde bulunmaları tavsiye edilmekte.Bunlardan bazıları resim yapmak,yürümek,sinema,tiyatro vb. etkinlikler olarak sıralanmaktadır.Bunlarda herkes tarafından bilinen uygulamalar ama bu aşamada sorulacak soru şöyle olmalı ''Acaba biz internet kullanımının neresindeyiz?''

 

Facebook'un Türkçe Kullanımı Nasıl Yapılır 

facebookSosyal iletişim ağı olarak dünyada bir numara olan Facebook herkes tarafından bilinmekte.Hizmetini dünya üzerinde 4 dilden sürdüren Facebook Türkiye'de İngilizce olarak kullanılmakta..Üye sayısı olarak Türkiye'nin hatırı sayılır bir yoğunluğu olması,hatta bazen televizyon programlarının magazin bölümlerinde bile moda halini gelmesi Facebook'un ülkemiz insanı için ne derece önemli olduğunu gösteriyor.Üye olmasamda Facebook ile ilgili bazı grup haberlerini internet üzerinden okumaktayım.Bir ara Ferhat Göçer'den nefret edenlerin oluşturduğu grup ile ilgili basında haber duymuştum.Grup fotoğraflarına da Ferhat Göçer'in lise çağından kalma nostaljik ve bir o kadarda gülümseten resmini seçmişlerdi.Buna benzer muhabbetler yığınla hatta bu haberle ilgili artık baygınlık geldiğini duyar gibi oluyorum.Neyse fazla uzatmadan Facebook'tan vazgeçmem diyenler varsa kullanımının belli bir kısmını Türkçe olarak yapmanın yollarını burada anlatılmış.

23 Nisan Diye Bir Gün/Şiir Yazı ve Sözleri 

23 nisan

Özellikle son zamanlarda yaşanılan veya yaşatılmak istenen bazı olaylarda bu günlere nasıl geldiğimizin bir göstergesi olan milli bayramlar,bizleri bugün ile beraber yarınlara da nasıl bakmamızı sağlayan fikirleri kafamızda canlandırmakta.Eğer geçmişte yaşanmış iyi veya kötü olaylardan kendimize pay çıkaramıyorsak bu olayların benzerleri özellikle kötü olanlarını bir kez daha yaşamaya mahkümuz.Bu ders çıkarılması gereken güzel ve dünya üzerinde başka toplumlara mal edilmemiş güzelliklerden bir tanesi de 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'dır.Artık aynı şeyleri defalarca tekrarlamak yerine düşünmek ve çocuklara biraz daha güvenmek gerektiği kanısındayım.Bu internet denilen dünya zaten insanın gelişiminde özellikle de çocuk gelişiminde zaten yerini siz istemesenizde yerini almış durumda.Güncel bir örnek vermem gerekirse öğrencilerime araştırma ödevi verdiğimde sıkça karşılaştığım soru ''Hocam hangi siteden bakalım'' ya da ''hocam ben şu siteden buldum'' gibi cümleler.Haliyle bu süreci engellemek mümkün olmadığından çocuk bilinçi de bizim geçmişimize göre olumlu yönde kazanımlar alanlar için iyi gelişmekte.Bizim politikacılarımızda eski kafayla olayları sürdürerek çocukların veya gelişmekte olan lise çağındaki öğrencilerin gözünde komik duruma düşmekteler.En önemlisi Atatürk'ün ileri görüşlülüğü sayesinde bu bayramlar bizlere eğitimi,bilimi,hayatı,düşünmeyi bir kez daha hatırlatan olaylar arasındadır

23 Nisan ile ilgili yazı şiir vb. etkinlikler hazırlamak isteyenlere buradan bazı adresleri vermek isterim.23 Nisan'ın anlamını öğrenmek isteyenler buraya bakabilirler. 23 Nisan ile ilgili şiirleri de buradan okmak mümkün.23 Nisan'la ilgili resimlere de şuradan bakmak uygun olacaktır.

 

 

Biga-Çanakkale Yolunun Dehşet Anları!!! 

trafik

Türkiye'nin hiç bitmeyen sorunlarından biri trafik.Sadece trafik kelimesi altında kazalar,yollar,arabalar,benzin ve araba fiyatları şeklinde genişleterek daha da iç karartıcı meseleler oluşturabiliriz.Bunları genişletmeden sadece yaklaşık bir yıla yakındır karşılaştığım yol sorunu ile ilgili biraz dert yanacağım.Sorun Biga-Çanakkale yolu,şimdi biz nereden bilelim Biga-Çanankkale yolunu diyenler olabilir.Zaten bilmenize de gerek yok bu yol gibi Türkiye de benzer yollar bulunmakta.

Bir kere yol berbat bununla beraber bu derece kötü olmasınında cabası Türkiye'nin bana göre sayılı illeri arasında bulunan ve özellikle yazın nüfusun artması ile beraber bayram dönüşlerini de işin içine katarsak yolun sürücü ve yolcular için önemi daha da artmakta.Ben olaya araba sahibi ve sürücü açısından bakmak istiyorum.

19-Nisan Cumartesi günü eşimle havanında güzel olması nedeniyle şöyle bir Çanakkale'ye doğru yol alalım dedik.Gerçi bu Çanakkale'ye ilk gidişimiz değil.Yaklaşık o yolu kullanarak 20'ye yakın seyahatimiz olmuştur.Neyse her zaman ki gibi yola koyulduk.Ortalama hızımız 90 civarında ( zaten 2 yerde de radar vardı ) olmasına rağmen bu baş belası yamalardan dolayı arabayı 5 sefer hem giderken hem de gelirken hoplattı ama bu hoplatma araba sahipleri beni daha iyi anlayacaktır,neredeyse ön takımlardan çok kötü sesler geldi.Tabi bu aşamada ben güzel ve anlamlı bir iki söz içeren cümleler kurdum.Nedense başta da söylediğim gibi bu yol önem olarak ilk sırada olan bir ile bağlantıyı sağlayan bir yol olmasına rağmen sadece Çanakkale-Bursa istikamettinde yanlış rakam vermek istemiyorum 10 kilometrelik bir kısmında arazi düzleme çalışması yapılmakta.

Benim kızdığım nokta bu gibi kötü diyeceğim yollarla bu taraflarda karşılaşmayı beklemiyordum.Çünkü Biga'ya geleli neredeyse bir yıl oldu.Daha önce görev yaptığım Bingöl'le de arabamla 4-5 seyahat yaptım.Özellikle Ankara-Kayseri-Sivas-Malatya-Elazığ ve Bingöl yolu boyunca yolların % 90 harika hani derler ya kaymak gibi yol insan mutluluk duyuyor böyle yollarda seyahat etmekten.Bu sebebten dolayı bu yolları yapanların ellerine sağlık.Ama gel gelelim Çanakkale yoluna olay tam tersi,bir de yıllık bakım da amortiser kırılmasından dolayı 150 ytl civarında para verirsem hiç şaşırmam.

Tamam ihale olaylarını az çok biliyorum.Bir okul veya benzeri bir kamu ihalesinde olay hemen olmuyor.Bu bürokrasi işi süreci uzun zamana yayıyor.Böyle olunca da işlerin çoğu parçalar halinde yapılıyor.( ya da yarım kalıyor) Umarım yakın bir zamanda bu yolu da güzel bir şekle sokarak Çanakkale'ye yakışır ve sürücülerinde seyahatlarından zevk alır hale getirirler.

Not:Bir rivayete göre asfaltı almanlar bulmuşlar.Yama kavramını da bizimkiler.Hatta Almanya'da yolda bir sorun olduğunda 50 metrelik kısmını tamamiyle yenilemektelermiş.Ama bizde ise söküğü diker gibi yama yapmak Alman mühendisleri hayretlere düşürmüş.Dedim ya rivayet ya da gerçek olabilir.

 

Ahmet Efe-Atalay-Arsan ve Diğerleri 

bebekİnsanların hayatlarında çok önemli evreler vardır.Bazen bir sınav,bazen iş kurma,bazen de ailesi ile ilgili olaylar.İşte bu önemli evrelerden aile kavramı içinde eşlerin hayata evlilikten sonra ortak bakmayı sağlayan unsur çocuk olsa gerek.Bunu çevremdeki arkadaşlarımın ailelerinde 1-2 yıldır görerek doğrulamaktayım.Hep derler ya çocuk insanı hayata bağlayan evliliği daha da anlamlı hale getiren ve herşeyini ona göre ayarladığın bir olaydır diye.İnsan bu gibi olayları yaşadığı sürece bu ortak bağları görebilmekte.

Bu satırları yazmam her insanda olduğu gibi çocuk sevgisinden ziyade yakın bir aile dostumuzun dünyaya gelen çocuklarından dolayı mutluluklarını paylaşmak içindir.14-Nisan-2008 Pazartesi doğumlu olan Ahmet Efe Biga Devlet Hastanesinde dünyaya gözlerini açmış durumda.Ahmet Efe'ye ve dostlarıma bir ömür boyu mutluluklar diliyorum.Sağlıklı bir ömür umarım onları beklemektedir.Bu arada blogumun isim kahramanları ikiz yeğenleriminin çok yaramazlık yaptığını duydum.Duydum diyorum bizler Biga'da onlar Akşehir'de olunca görüşme imkanı olmuyor ve 3 yaşında olmalarında dolayıda artık çevre ile olan irtibatları daha gelişmiş düzeyde.Bu da anne ve babaya yaramazlık olarak geri dönmekte.Derler ya düşe kalka büyüyecekler beklenende bu zaten bir bakmışşın anasınıfı,bir bakmışşın lise,bir bakmışşın...artık büyümüşler.Ama anne ve babanın gözünde büyümek izafi bir kavram olduğu için onlar hep çocukturlar.Hem Ahmet Efe'nin,hem de Atalay ile Arsan'ın bir ömür boyu çocuk duyguları ile hayata tertemiz bakabilmeleri dileğiyle.

Google'dan Taraftarlara Özel Arama Motorları 

futbolFutbol hiç eskimeyen her zaman heyecanını koruyan bir spor.Özellikle ülkemizde fanatiklik derecesinde yaşanan olaylardan bir tanesi.Bu fanatiklikte bazı kişiler tarafından güzel ve yaratıcı fikirlerle birleşince yeni şeyleri ortaya çıkarıyor.Site tasarımcısı 3 Türk,Google işbirliği ile 3 büyük taraftarın fanatiklerine özel arama motoru tasarlanmışlar.Haliyle 3 büyük denilince akla gelenler Fenerbahçe,Galatasaray ve Beşiktaş bu takımların arama motorlarını görmek için aynı zamanda haber kaynağı olan nethabercilik sitesine bakabilirsiniz.

Blogoyla'dan Blog Oyla 

blog

İnternetin dünyamızı sarması ile hayatımıza yeni kavramlar eklenmiş oldu.Yeni kavramlar diyorum çünkü bir kere aklımızın bir yerlerine bazı şeyleri taktık mı artık ondan kurtuluş yok.Sigara gibi tiryakilik yapıyor.Aynı benim ve benim gibi onbinlerce insanın blog yazması ya da kendi alanında bir web sitesini yaşatması.Ben amatörce de olsa her ikisinide yapmaya çalışıyorum.Blog konusunda yeni sayılmama rağmen bu işi sadece içimden gelen şeyleri özgürce yazmak,düşüncelerimi paylaşmak adına yapıyorum.Aynı şekilde kendi alanımda (fizik) bilgi sahibi olduğum fizikbilim.com sitesinide yaşatmaya ve bir yerlere getirmeye çalışmaktayım.İşte bu olaylar benim için tiryakilik derecesine vardı.Aslında başlarda bu olaylar zararda verdi ama sonraları özellikle fizikbilim.com sitesinin bir yerlere geldiğini görmek yapılan işin ne derece önemli olduğunu da gösterdi.

Bu yazıyı yazmanın nedeni ''ben şunu yaptım ben bunu yaptım bakın görün'' diye böbürlenmem değil sadece yaptıklarımı bir iki cümle ile özetleyip blog olayından bahsetmek.Blog olayı derken blog nasıl yazılır,neden blog yazarken neler önemlidir şeklinde sorulara cevap aramayacağız.Bu sorulara buradan ya da şuradan bakarak kendinize önemli kazanımlar sağlayabilirsiniz.Asıl olayımız yeni bir (en azından benim yeni gördüğüm) blog değerlendirme sitesi blogoyla.com.Peki bu blogoyla da ne var ne yok aslında ilk izlenim olarak sade bir tasarım ve çoğunu yakından takip ettiğim onlarca blog bulunmakta.Bu bloglardan beğendiklerinizi altındaki yıldızların derecesine göre oylama hakkına sahipsiniz.Ben 10 tane blogu daha önceden tanıdığım için hemen oyladım.Hemen oylamamın nedeni rss takibini hergün yaptığım bloglar arasındalar.Artık sizlerde bu yazıdan sonra bunu daha önce görmüştüm ya da bu blog bayağı sağlammış dediğiniz blogları hemen oylamaya başlayın derim.Neden mi en azından olaya şöyle bakarsak blog demek en azından kişinin kendi bilgisini,yorumunu kattığı bir sanal yazılardan oluşmaktadır.Sanal yazılarda sizlerle aynı ya da farklı doğrultuda olabilir.Bu bloglarda olayları farklı bakış açılarından görmeniz sağlanmakta.Bu da sizlere görüş alanınızın genişlemesi olarak geri dönmekte.Ben bu şekilde bazı konularda özellikle web ve blog konularında belli bir birikim edindim.Ama benim birikimim zaten kendime yeterli ve benim bu bloglardan alacağım bir şeyler yok şeklinde diyenlere de diyecek bir şeyim yok.Herkesin kendi bileceği bir iş.Ama fazla bilgi insanlara farklı görüş,yeni düşüncelerde katabilir.Bu vakitten sonra keyif sizin ister blogoyla istersen de blograzzi sitelerinden yeni bloglarla tanışmak istersen vakit geç değil.

 

Okul Ekliyoruz Kampanyası ve Ntv 

okul

Unicef ve Ntv Türkiye'de yeni bir kampanya başlattı.Kampanyanın ismi ''Anaokulu Ekliyoruz''Amaç 13 ilde anaokulları açarak 5 yaşındaki çocuklarıda okul öncesi eğitime kazandırmak.Bununla ilgili katkıda bulunmak isteyenlere önce reklam kısımları verelim,okulekliyoruz sitesinden merak ettiğiniz herşeye ulaşabilirisiniz.Ya da buraya bakmadanda 3005'e boş mesaj atarak katkıda bulunabilirsiniz.Yapılmak istenenler güzel zaten Ntv'nin bununla ilgili haber sayfasında ilgili yorumlardan da görüleceği gibi eğitime yararlı olarak görülebilecek bu gibi katkılarda hep Ntv'nin imzası var.Zaten televizyonun çoğunlukla haber kısmı ile ilgilenen benim gibi kişilerin ilk olarak haber yönünden güvenebileceği kanallardan biri de Ntv'dir.Bildiğim kadarıyla Doğuş Grubuna ait olan kanal ilk kurulduğu günden beri hep seyre değer ve akılda kalıcı program ve etkinlikleri yayınlamakta.Kanal için bu kadar reklam yaptıktan sonra asıl başlığımız olan anaokulu kampayasının Türkiye'de ki durumuna dönmekte fayda var.

Anaokullarının özellikle son yıllarda önemi artmakla beraber (her zaman ki gibi geç olsada) yapılan çalışmalarının olumlu sonuçlar verdiği söylenebilir.Kendimden örnek vererek önemini vurgulamam gerekirse,öğretmenliğe ilk olarak sınıf öğretmeni olarak başladığım yıllarda tek okullu bir mezra okulunda ilköğretim birinci sınıf çocuklarına okuma yazma öğretmenin ne denli zor olduğu-özelliklede anasınıfı eğitimi almadan-bilenler bilir.Bilmeyenler içinde kısaca açıklamak gerekirse anasınıfında çocuklara rakamların,harflerin,şekillerin ve benzeri olayların oyunlarla öğretilmesi birinci sınıfa gelen bir öğrenciye okuma yazma ve matematiksel kavramlarının verilmesini daha da kolaylaştırmaktadır.Zaten buraya kadar yazılanlar herkes tarafından bilinen ve uygulamsının yapılmasının faydalı olarak görüldüğü konulardır.Ama daha 6 yaşında ki çocuklara ülkemizde anasınıfına kazandırma olayının yeni yeni gelişmekte olduğu bir dönemde bu gibi etkinliklerin daha çok anasınıfı(6 yaş için) açma,açılan anaokulu yada anasınıflarının öğretmen ve malzeme açısından güçlendirilmesi yönünden yapılması yararlı olacağını düşünmekteyim.

Okulekliyoruz kampanyası düşünülmesi ve uygulama alanı yönünden yararlı buna itirazım yok ama bu olay çok benzeşmese de ortak olarak gördüğüm bir olayı çağrıştırdı.Ülkemizde 8 yıllık zorunlu eğitime geçiş dönemi ve bu dönemi izleyen yıllarda açılan okulların sayılarının çoğalması 8 yıllık eğitimin faydalarını göstermiştir.Ama ülkemizin dört bir yanında daha 5 yıllık okullarla dolu köy okulları bulunmakta iken ve bunların araç gereç yönünden eksiklikleri varken değil 8 yıllık eğitim seçim zamanı partilerin 12 yıllık zorunlu eğitimden bahsetmeleri ne denli olaydan uzak sadece olaya oy kaygısı ile baktıklarının bir göstergesidir..Bunları duyduğumda bu ülkenin gerçekten eğitimi bilen insanlar tarafından yönetilmesinin şart olduğunu bir kez daha anlamış oldum.Gerçi çok önceler analaşmıştım ) ama bu olay daha da pekiştirdi.

Başka bir örnekte bir zamanlar (sene 1996'da) kredili eğitim modeli uygulandı.Ama sadece uygulamada kaldı.Gazi Üniversite'nde öğretmenlik formasyonu alırken eğitim alanında sağlam hocalarımızdan biri derste ''Türkiye'de kredili sistemin uygulanamamasının nedenini nedir'' diye bir soru sormuştu.Sorunun cevabını anında alındı,alt yapının olmaması.Evet yapmak istediğimiz her işte olduğu gibi eğitimi de allak bullak etmek için yeni olan herşeyi uygulamak bir sistem gibi gözüken ülkemizde alt yapının hazır olmaması bu sistemi de deneme yanılma yöntemi şeklinde öğrencilerimize uygulatılmış olarak tarihteki yerini aldı.

Peki ne yapmalı bu satırları yazmak,eleştirmek belki de işin kolay kısmı.İşin zor kısmı yeni ve faydalı şeyler sunmak değil mi.Aynen işin zor kısmı yeni olanı sunmak,aynı zamanda uygulatmak ve sonuçlarını almak.Bir kere eğitim denilince işi eğitimcilere bırakmak,işi bilen yöneticileri başa geçirmek,sınav sistemlerini hayatın zorunlu bir parçası haline getirmemek işin aslında kolay ama bizim ülkemiz için nedense yıllardan beri zor olan kısmı gibi gözükmekte.Öğrenci sayısı kadar büyük olan eğitim sorunları bitmez ama bizler bir yerlerde hata yapıyoruz ve bu hataların üzerine eğitmek-öğretmek gibi kavramları oturtmaya çalışıyoruz.Son olarak Ntv ve Unicef'in ortak girişimi ile yapılacak olan okulekliyorum kampanyasını destekliyorum.Ama yazımda da söylediğim gibi 6 yaş çocuklarının okul öncesi eğitiminin sağlamlaştırılmasının unutulmaması ve çalışmalarının bu yönde çoğaltılmasının olumlu olacağı düşünmekteyim.

 

Bursa Kent Meydanı ve Tüketim Çılğınlığı 

kent

Yaklaşık 5 gündür bir şeyler yazamadım.Bununda sebebi hafta sonu için ufak bir Bursa gezisi yapmam.Cuma günü itibariyle arabamla yaklaşık 2 saatlik bir sürede Bursa'ya ulaştık.Bir arkadaşımızın düğününe katıldıktan sonra cumartesi günü havanında bunaltıcı sıcağından kaçmak için alış veriş merkezlerini gezmeye koyulduk.Bilinen 3-4 alış veriş merkezini gezdikten sonra en son olarakta inşaatı yeni biten Kent Meydanı'nı gezdik( yukarıda ki fotoğraf )Diğerleri gibi aynı içerikte ki dükkanların bulunduğu bir yapı,zaten yeni olarak bir şeyler beklemiyorduk.Bu şekilde Bursa gezimizin çoğunluğunu bitirmiş olduk.

Öğrencilik yıllarımda (1994 itibariyle) Ankara'da en meşhur yerlerden biri Atakule idi.Sonradan büyük alış veriş merkezi diyebileceğim 5-6 yapı daha açıldı.Hepsinin mantığı aynı insanların özellikle hafta sonları boş zamanlarını değerlendirmek için gezdikleri ve alış veriş yapmıyacağım deseler bile kesinlikle bir iki bir şey alarak keyiflendikleri yerlerdir.Gerçi alış veriş mantığı parana göre değişir ama özellike Akköprü'de ki alış veriş merkezinde hafta sonu en üst katta bulunan yemek kısmına şöyle bir durup baktığınızda insanların tüketim çılğınlığını görmeniz mümkün.Tüketim çılğınılığı demişken ismi herkes tarafından bilinen ünlü bir Fransız marketler zincirinin 2007 rakamlarını duyunca insanların bu tür yapılara ne denli çok ziyeret ettiğini parasal yönden anlamak zor olmayacaktır.Bu firmanın geçen sene ki cirosu 11 milyar dolar,net karı ise 3 milyar dolar.

Bu rakamlarıda dünyanın belli başlı ülkelerinden elde ediyor,bunlardan biride Türkiye.Zaten dikkat edilirse dünyaca ünlü firmaların son yıllarda Türkiye'yi tercih etmelerinin nedeni de bir malı nasıl tüketeceğimizi bilmememiz bundan doğan tüketim çılğınlığınıda iyi kullanabilmelerinden geçmektedir.Daha yakın bir zaman da İstanbul'da açılan teknoloji markette yaşanan izdiham bize,televizyonlardan izlediğimiz ve insanların bunları yapmaları için manyak olmaları gerekir şeklinde bir yorum yaparak es geçtiğimiz sahnelerin uzak olmadığını kanıtladı.Bursa gezisi ile başladık tüketim çılğınlığına kadar vardık.Uzak kaldığım internet sayfalarından bugün için Habertürk internet sayfalarından takılan bazı yeni gelişmelerden bahsederek yazıyı sonlandırayım.

1-Bilgisayar kullanıcıları için belkide iyi bir haber,Türkçe Vista'lar bu hafta geliyormuş

2- Türünün ilk örneği olan bilgisayar müzesi 15 Nisan itibariyle Paris'te açılıyormuş.Günlerin bile önemli olduğu teknolojik gelişmelerde bu müzenin yakında fotoğraflarınıda gördüğümüzde eski ile yeni arasında gülümsetici ifadelerle karşılaşabiliriz.

 

Google Grupları Kapatıldı 

google

Sosyal imleme sitelerinden Tusul'u neredeyse hergün sıkı bir şekilde takip etmekteyim.İlginç haberleri inceleyip varsa bununla ilgili bir yorumumu burada yazmaya çalışıyorum.İşte tam böyle bir haber gördüm ve yazmazsam olmaz dedim.Haber Google'un kapatılması,daha önce burada Google'un kapatılması ile ilgili yazıyı 28-Mart-2008 günü ''Google'da Kapatılabilir'' başlıklığı ile Tusul'a göndermiştim.Belki yazının ilk satırlarını okuyanlar ''Acaba gerçekten Google kapatıldı mı'' diye sorup,bir Google sayfası açabilirler.Hayır böyle bir şey yok ama neredeyse buna benzer diyebileceğimiz Google Grupları sayfaları engellenmiş durumda.Engellenen sayfaya buradan ulaşabilirsiniz.

Bu vakitten sonra bir şey demek zor gibi.Daha önceki gönderdiğim haberde de olduğu gibi Google'un ilk kapatılma girişimi çocuk pornosu resmi bulunmasından dolayı dava açılacağı ve bu şekilde Google'un kapatılması yönündeydi.Gerisini bilmiyorum ama dünya üzerinde milyonlarca üyesi olan grupların Google'un sağladığı iletişim birliği yatsınmayacak bir şekilde darbe yemiş durumda.Kapatmak veya kapatmamak belki çok tartışılır ama tartışılmayacak bir olay ise insanların birbirlerinin düşüncelerine ne zaman saygı duyacağıdır.Bir insanın,bir zümrenin düşüncesi sizlere anlamsız gelebilir ama bu anlamsızlığı kendi düşünce ve eylemlerinizle anlatmak seviyesine ulaşabildiğimizde,utanç verici kapatma olaylarından kurtulabiliriz.Artık yarın veya ilerleyen günlerde Google'un kapatılma haberi gelirse hiç şaşırmamak lazım.Yine benzer bir kapatılma olayında (Youtube ile ilgili) bir yazı başlığı okumuştum.Youtube'un ardı ardına kapatılma günlerini yaşadığımız zamanlardan birinde haber ile ilgili başlık güzeldi.''Youtube'un Kapatılması Artık Haber Değeri Taşımıyor'' bu aşamaya gelebildiğimize göre Google'un geleceğinde de herşeyi beklemek mümkün.