25 Nisan 2008 16:03 · buraktolga
· Etiketler
blog
,
deprem
,
fiş
,
günlük
,
hastalık
,
hayat
,
internet
,
internetin
,
kullanım
,
oyun
,
tatil
,
yazmak
,
zararları
,
çekmek
İnternet bağımlılığının insan hayatında ki kalıcı etkileri ve bu etkilerin
doğurduğu kötü sonuçlar üzerine artık çareler aranmakta.Her güzel şey de olduğu
gibi internet kullanımı da limitsiz olduğu sürece bedensel anlamda insanlara
yorgunluk olarak geri dönmekte.Bu yorgunlukta her yaşta ki kullanıcı için
özellikle ertesi gün işinde ya da okulunda tabiri caiz ise ruh gibi dolaşması
ile sonuçlanmakta.Geçenlerde okuduğum bir haber başlığında Amerika'da internet
bağımlılığı üzerine özellikle blog yazarları için arada bir fiş çekmek şeklinde
bir kampanya başlatılmış.Bu kampanyada herkesin ortak olarak
yaşadığı;internette zamanın nasıl geçtiğini bilmeden yapılan ve günlük 6 saat
gibi bir zamanın aralıksız kullanımına dayanan sorunların üstesinden gelmenin
yolları aranmakta.
Bu sorunlar zaten herkesin başında olan sorunlar.Özellikle bizlerde günlük
olarak 6 saatte yakın bir zaman diliminde internette kalmak şeklinde bir
kullanım yolu seçtiysek,bu fiş çekme olayını uygulamalıyız.Bu derece olmasa da
geçen sene buna yakın bir kullanımdan dolayı geceleri uykuya dalma anında bile
kafam internette yapacaklarımda oluyordu.Ayrıca uykusuz bir şekilde okula
giderek bir an evvel okulun bitmesi ve tekrar internet
başına geçme anını sabırsızlıkla bekliyordum.Gerçi bu her internet
kullanıcısı için geçerli bir olay değil.Aramızda kendine günlük ya da iki üç
güne bir 1-2 saatlik kullanım yolunu seçenler için bu yazının sonuçları önemli
değil.Zaten onlarda bir insan nasıl olurda günlük 6 saatte yakın bir zaman
internet başında kalır diye şaşırmaktalardır.Buna verilecek cevaplardan bir
tanesi ilgi alanlarınızla alakalı diyebilirim.Son iki yıldır gerek fizik
gerekse web tasarımı alanlarında gezmediğim blog,site (yerli-yabancı) kalmadı
diyebilirim.Böyle oluncada keşfettiğiniz her yeni site sizi yeni bilgilere ve
uygulamalara yönlerdirmekte.
Bu olayla ilgili olarak şu an aklıma gelen bir örneğide yazmadan
geçemiyeceğim 2003 yılında yaşadığım bir
deprem olayından sonra okulların mayıs ayı itibariyle tatil olmasıyla
beraber strateji oyunlarından birini 2,5 aylık bir zamanda bitirdim.Ama bu 2,5
aylık zamanın her günü oyun oynamakla geçti.Şu an da düşündüğümde harbiden
abartmışım diyorum.Yukarıda bahsettiğim Amerika kaynaklı haberde bu tür
kullanımlarda bulunan insanlara internetin fişini çektikten sonra kendilerini
oyalayıcı bazı etkinliklerde bulunmaları tavsiye edilmekte.Bunlardan bazıları
resim yapmak,yürümek,sinema,tiyatro vb. etkinlikler olarak
sıralanmaktadır.Bunlarda herkes tarafından bilinen uygulamalar ama bu aşamada sorulacak soru şöyle olmalı ''Acaba biz internet kullanımının neresindeyiz?''
21 Nisan 2008 14:55 · buraktolga
· Etiketler
aş
,
blog
,
facebook
,
internet
,
kullanım
,
nasıl
,
sosyal
,
türkçe
,
web
Sosyal iletişim ağı olarak dünyada bir numara olan Facebook herkes tarafından bilinmekte.Hizmetini dünya üzerinde 4 dilden sürdüren Facebook Türkiye'de İngilizce olarak kullanılmakta..Üye sayısı olarak Türkiye'nin hatırı sayılır bir yoğunluğu olması,hatta bazen televizyon programlarının magazin bölümlerinde bile moda halini gelmesi Facebook'un ülkemiz insanı için ne derece önemli olduğunu gösteriyor.Üye olmasamda Facebook ile ilgili bazı grup haberlerini internet üzerinden okumaktayım.Bir ara Ferhat Göçer'den nefret edenlerin oluşturduğu grup ile ilgili basında haber duymuştum.Grup fotoğraflarına da Ferhat Göçer'in lise çağından kalma nostaljik ve bir o kadarda gülümseten resmini seçmişlerdi.Buna benzer muhabbetler yığınla hatta bu haberle ilgili artık baygınlık geldiğini duyar gibi oluyorum.Neyse fazla uzatmadan Facebook'tan vazgeçmem diyenler varsa kullanımının belli bir kısmını Türkçe olarak yapmanın yollarını burada anlatılmış.
20 Nisan 2008 12:19 · buraktolga
· Etiketler
23 nisan
,
atatürk
,
bayramı
,
egemenlik
,
eğitim
,
meclis
,
söz
,
tbmm
,
toplum
,
ulusal
,
yazı
,
çocuk
,
şiir
Özellikle son zamanlarda yaşanılan veya yaşatılmak istenen bazı olaylarda bu
günlere nasıl geldiğimizin bir göstergesi olan milli bayramlar,bizleri bugün
ile beraber yarınlara da nasıl bakmamızı sağlayan fikirleri kafamızda
canlandırmakta.Eğer geçmişte yaşanmış iyi veya kötü olaylardan kendimize pay
çıkaramıyorsak bu olayların benzerleri özellikle kötü olanlarını bir kez daha
yaşamaya mahkümuz.Bu ders çıkarılması gereken güzel ve dünya üzerinde başka
toplumlara mal edilmemiş güzelliklerden bir tanesi de 23
Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'dır.Artık aynı şeyleri
defalarca tekrarlamak yerine düşünmek ve çocuklara biraz daha güvenmek
gerektiği kanısındayım.Bu internet denilen dünya zaten insanın gelişiminde
özellikle de çocuk gelişiminde zaten yerini siz istemesenizde yerini almış
durumda.Güncel bir örnek vermem gerekirse öğrencilerime araştırma ödevi
verdiğimde sıkça karşılaştığım soru ''Hocam hangi siteden bakalım'' ya da
''hocam ben şu siteden buldum'' gibi cümleler.Haliyle bu süreci engellemek
mümkün olmadığından çocuk bilinçi de bizim geçmişimize göre olumlu yönde
kazanımlar alanlar için iyi gelişmekte.Bizim politikacılarımızda eski kafayla
olayları sürdürerek çocukların veya gelişmekte olan lise çağındaki öğrencilerin
gözünde komik duruma düşmekteler.En önemlisi Atatürk'ün ileri görüşlülüğü
sayesinde bu bayramlar bizlere eğitimi,bilimi,hayatı,düşünmeyi
bir kez daha hatırlatan olaylar arasındadır
23 Nisan ile ilgili yazı şiir vb. etkinlikler hazırlamak isteyenlere buradan
bazı adresleri vermek isterim.23 Nisan'ın anlamını öğrenmek isteyenler buraya
bakabilirler. 23 Nisan ile ilgili şiirleri de buradan
okmak mümkün.23 Nisan'la ilgili resimlere de şuradan
bakmak uygun olacaktır.
20 Nisan 2008 11:10 · buraktolga
· Etiketler
amortisör
,
ankara
,
araba
,
asfalt
,
bakım
,
bayram
,
biga
,
bingöl
,
ihale
,
kayseri
,
malatya
,
seyahat
,
trafik
,
yama
,
yol
,
yolculuk
,
çanakkale
Türkiye'nin hiç bitmeyen sorunlarından biri trafik.Sadece trafik kelimesi
altında kazalar,yollar,arabalar,benzin ve araba fiyatları şeklinde genişleterek
daha da iç karartıcı meseleler oluşturabiliriz.Bunları genişletmeden sadece
yaklaşık bir yıla yakındır karşılaştığım yol sorunu ile ilgili biraz dert
yanacağım.Sorun Biga-Çanakkale yolu,şimdi biz nereden bilelim Biga-Çanankkale
yolunu diyenler olabilir.Zaten bilmenize de gerek yok bu yol gibi Türkiye de
benzer yollar bulunmakta.
Bir kere yol berbat bununla beraber bu derece kötü olmasınında cabası
Türkiye'nin bana göre sayılı illeri arasında bulunan ve özellikle yazın nüfusun
artması ile beraber bayram dönüşlerini de işin içine katarsak yolun sürücü ve
yolcular için önemi daha da artmakta.Ben olaya araba sahibi ve sürücü açısından
bakmak istiyorum.
19-Nisan Cumartesi günü eşimle havanında güzel olması nedeniyle şöyle
bir Çanakkale'ye doğru yol alalım dedik.Gerçi bu Çanakkale'ye ilk
gidişimiz değil.Yaklaşık o yolu kullanarak 20'ye yakın seyahatimiz
olmuştur.Neyse her zaman ki gibi yola koyulduk.Ortalama hızımız 90 civarında (
zaten 2 yerde de radar vardı
) olmasına rağmen bu baş belası yamalardan
dolayı arabayı 5 sefer hem giderken hem de gelirken hoplattı ama bu hoplatma
araba sahipleri beni daha iyi anlayacaktır,neredeyse ön takımlardan çok kötü
sesler geldi.Tabi bu aşamada ben güzel ve anlamlı bir iki söz içeren cümleler
kurdum.Nedense başta da söylediğim gibi bu yol önem olarak ilk sırada olan bir
ile bağlantıyı sağlayan bir yol olmasına rağmen sadece Çanakkale-Bursa
istikamettinde yanlış rakam vermek istemiyorum 10 kilometrelik bir kısmında
arazi düzleme çalışması yapılmakta.
Benim kızdığım nokta bu gibi kötü diyeceğim yollarla bu taraflarda
karşılaşmayı beklemiyordum.Çünkü Biga'ya geleli neredeyse bir yıl oldu.Daha
önce görev yaptığım Bingöl'le de arabamla 4-5 seyahat yaptım.Özellikle
Ankara-Kayseri-Sivas-Malatya-Elazığ ve Bingöl yolu boyunca yolların % 90 harika
hani derler ya kaymak gibi yol insan mutluluk duyuyor böyle yollarda seyahat
etmekten.Bu sebebten dolayı bu yolları yapanların ellerine sağlık.Ama gel
gelelim Çanakkale yoluna olay tam tersi,bir de yıllık bakım da amortiser
kırılmasından dolayı 150 ytl civarında para verirsem hiç şaşırmam.
Tamam ihale olaylarını az çok biliyorum.Bir okul veya benzeri bir kamu
ihalesinde olay hemen olmuyor.Bu bürokrasi işi süreci uzun zamana yayıyor.Böyle
olunca da işlerin çoğu parçalar halinde yapılıyor.( ya da yarım kalıyor)
Umarım yakın bir zamanda bu yolu da güzel bir şekle sokarak Çanakkale'ye
yakışır ve sürücülerinde seyahatlarından zevk alır hale getirirler.
Not:Bir rivayete göre asfaltı almanlar bulmuşlar.Yama kavramını da
bizimkiler.Hatta Almanya'da yolda bir sorun olduğunda 50 metrelik kısmını
tamamiyle yenilemektelermiş.Ama bizde ise söküğü diker gibi yama yapmak Alman
mühendisleri hayretlere düşürmüş.Dedim ya rivayet ya da gerçek olabilir.
20 Nisan 2008 09:53 · buraktolga
· Etiketler
ahmetefe
,
aile
,
akşehir
,
anne
,
arsan
,
atalay
,
baba
,
biga
,
büyümek
,
dünya
,
evlilik
,
hayat
,
yaşam
,
çocuk
İnsanların hayatlarında çok önemli evreler vardır.Bazen bir sınav,bazen iş kurma,bazen de ailesi ile ilgili olaylar.İşte bu önemli evrelerden aile kavramı içinde eşlerin hayata evlilikten sonra ortak bakmayı sağlayan unsur çocuk olsa gerek.Bunu çevremdeki arkadaşlarımın ailelerinde 1-2 yıldır görerek doğrulamaktayım.Hep derler ya çocuk insanı hayata bağlayan evliliği daha da anlamlı hale getiren ve herşeyini ona göre ayarladığın bir olaydır diye.İnsan bu gibi olayları yaşadığı sürece bu ortak bağları görebilmekte.
Bu satırları yazmam her insanda olduğu gibi çocuk sevgisinden ziyade yakın bir aile dostumuzun dünyaya gelen çocuklarından dolayı mutluluklarını paylaşmak içindir.14-Nisan-2008 Pazartesi doğumlu olan Ahmet Efe Biga Devlet Hastanesinde dünyaya gözlerini açmış durumda.Ahmet Efe'ye ve dostlarıma bir ömür boyu mutluluklar diliyorum.Sağlıklı bir ömür umarım onları beklemektedir.Bu arada blogumun isim kahramanları ikiz yeğenleriminin çok yaramazlık yaptığını duydum.Duydum diyorum bizler Biga'da onlar Akşehir'de olunca görüşme imkanı olmuyor ve 3 yaşında olmalarında dolayıda artık çevre ile olan irtibatları daha gelişmiş düzeyde.Bu da anne ve babaya yaramazlık olarak geri dönmekte.Derler ya düşe kalka büyüyecekler beklenende bu zaten bir bakmışşın anasınıfı,bir bakmışşın lise,bir bakmışşın...artık büyümüşler.Ama anne ve babanın gözünde büyümek izafi bir kavram olduğu için onlar hep çocukturlar.Hem Ahmet Efe'nin,hem de Atalay ile Arsan'ın bir ömür boyu çocuk duyguları ile hayata tertemiz bakabilmeleri dileğiyle.
18 Nisan 2008 19:19 · buraktolga
· Etiketler
arama
,
beşiktaş
,
fenerbahçe
,
futbol
,
galatasaray
,
google
,
motor
,
taraftar
,
tasarım
,
özel
Futbol hiç eskimeyen her zaman heyecanını koruyan bir spor.Özellikle ülkemizde fanatiklik derecesinde yaşanan olaylardan bir tanesi.Bu fanatiklikte bazı kişiler tarafından güzel ve yaratıcı fikirlerle birleşince yeni şeyleri ortaya çıkarıyor.Site tasarımcısı 3 Türk,Google işbirliği ile 3 büyük taraftarın fanatiklerine özel arama motoru tasarlanmışlar.Haliyle 3 büyük denilince akla gelenler Fenerbahçe,Galatasaray ve Beşiktaş bu takımların arama motorlarını görmek için aynı zamanda haber kaynağı olan nethabercilik sitesine bakabilirsiniz.
16 Nisan 2008 22:24 · buraktolga
· Etiketler
blog
,
blogoyla
,
oy
,
oyla
,
site
,
sıra
,
sıralama
,
web
,
yorum
İnternetin dünyamızı sarması ile hayatımıza yeni kavramlar eklenmiş
oldu.Yeni kavramlar diyorum çünkü bir kere aklımızın bir yerlerine bazı şeyleri
taktık mı artık ondan kurtuluş yok.Sigara gibi tiryakilik yapıyor.Aynı benim ve
benim gibi onbinlerce insanın blog yazması ya da kendi alanında bir web
sitesini yaşatması.Ben amatörce de olsa her ikisinide yapmaya çalışıyorum.Blog
konusunda yeni sayılmama rağmen bu işi sadece içimden gelen şeyleri özgürce
yazmak,düşüncelerimi paylaşmak adına yapıyorum.Aynı şekilde kendi alanımda
(fizik) bilgi sahibi olduğum fizikbilim.com sitesinide yaşatmaya ve bir yerlere
getirmeye çalışmaktayım.İşte bu olaylar benim için tiryakilik derecesine
vardı.Aslında başlarda bu olaylar zararda verdi ama sonraları özellikle fizikbilim.com sitesinin bir
yerlere geldiğini görmek yapılan işin ne derece önemli olduğunu da gösterdi.
Bu yazıyı yazmanın nedeni ''ben şunu yaptım ben bunu yaptım bakın görün'' diye
böbürlenmem değil sadece yaptıklarımı bir iki cümle ile özetleyip blog
olayından bahsetmek.Blog olayı derken blog nasıl yazılır,neden blog yazarken
neler önemlidir şeklinde sorulara cevap aramayacağız.Bu sorulara buradan ya
da şuradan
bakarak kendinize önemli kazanımlar sağlayabilirsiniz.Asıl olayımız yeni bir
(en azından benim yeni gördüğüm) blog değerlendirme sitesi blogoyla.com.Peki bu blogoyla da ne
var ne yok aslında ilk izlenim olarak sade bir tasarım ve çoğunu yakından takip
ettiğim onlarca blog bulunmakta.Bu bloglardan beğendiklerinizi altındaki
yıldızların derecesine göre oylama hakkına sahipsiniz.Ben 10 tane blogu daha
önceden tanıdığım için hemen oyladım.Hemen oylamamın nedeni rss
takibini hergün yaptığım bloglar arasındalar.Artık sizlerde bu yazıdan
sonra bunu daha önce görmüştüm ya da bu blog bayağı sağlammış dediğiniz
blogları hemen oylamaya başlayın derim.Neden mi en azından olaya şöyle bakarsak
blog demek en azından kişinin kendi bilgisini,yorumunu kattığı bir sanal
yazılardan oluşmaktadır.Sanal yazılarda sizlerle aynı ya da farklı doğrultuda
olabilir.Bu bloglarda olayları farklı bakış açılarından görmeniz sağlanmakta.Bu
da sizlere görüş alanınızın genişlemesi olarak geri dönmekte.Ben bu şekilde
bazı konularda özellikle web ve blog konularında belli bir birikim edindim.Ama
benim birikimim zaten kendime yeterli ve benim bu bloglardan alacağım bir
şeyler yok şeklinde diyenlere de diyecek bir şeyim yok.Herkesin kendi bileceği
bir iş.Ama fazla bilgi insanlara farklı görüş,yeni düşüncelerde katabilir.Bu
vakitten sonra keyif sizin ister blogoyla
istersen de blograzzi sitelerinden
yeni bloglarla tanışmak istersen vakit geç değil.
15 Nisan 2008 19:33 · buraktolga
· Etiketler
anasınıfı
,
ekliyoruz
,
eğitim
,
haber
,
kampanya
,
ntv
,
okul
,
okulöncesi
,
televizyon
,
unicef
Unicef ve Ntv Türkiye'de yeni bir kampanya başlattı.Kampanyanın ismi ''Anaokulu Ekliyoruz''Amaç
13 ilde anaokulları açarak 5 yaşındaki çocuklarıda okul öncesi eğitime kazandırmak.Bununla
ilgili katkıda bulunmak isteyenlere önce reklam kısımları verelim,okulekliyoruz sitesinden merak
ettiğiniz herşeye ulaşabilirisiniz.Ya da buraya bakmadanda 3005'e boş mesaj
atarak katkıda bulunabilirsiniz.Yapılmak istenenler güzel zaten
Ntv'nin bununla ilgili haber sayfasında ilgili yorumlardan da görüleceği gibi
eğitime yararlı olarak görülebilecek bu gibi katkılarda hep Ntv'nin imzası
var.Zaten televizyonun çoğunlukla haber kısmı ile ilgilenen benim gibi
kişilerin ilk olarak haber yönünden güvenebileceği kanallardan biri de
Ntv'dir.Bildiğim kadarıyla Doğuş Grubuna ait olan kanal ilk kurulduğu günden
beri hep seyre değer ve akılda kalıcı program ve etkinlikleri yayınlamakta.Kanal
için bu kadar reklam yaptıktan sonra asıl başlığımız olan anaokulu kampayasının
Türkiye'de ki durumuna dönmekte fayda var.
Anaokullarının özellikle son yıllarda önemi artmakla beraber (her zaman ki
gibi geç olsada) yapılan çalışmalarının olumlu sonuçlar verdiği
söylenebilir.Kendimden örnek vererek önemini vurgulamam gerekirse,öğretmenliğe ilk
olarak sınıf öğretmeni olarak başladığım yıllarda tek okullu bir mezra okulunda
ilköğretim birinci sınıf çocuklarına okuma yazma öğretmenin ne denli zor
olduğu-özelliklede anasınıfı eğitimi almadan-bilenler bilir.Bilmeyenler içinde
kısaca açıklamak gerekirse anasınıfında çocuklara
rakamların,harflerin,şekillerin ve benzeri olayların oyunlarla öğretilmesi
birinci sınıfa gelen bir öğrenciye okuma yazma ve matematiksel kavramlarının
verilmesini daha da kolaylaştırmaktadır.Zaten buraya kadar yazılanlar herkes
tarafından bilinen ve uygulamsının yapılmasının faydalı olarak görüldüğü
konulardır.Ama daha 6 yaşında ki çocuklara ülkemizde anasınıfına kazandırma
olayının yeni yeni gelişmekte olduğu bir dönemde bu gibi etkinliklerin daha çok
anasınıfı(6 yaş için) açma,açılan anaokulu yada anasınıflarının öğretmen ve
malzeme açısından güçlendirilmesi yönünden yapılması yararlı olacağını düşünmekteyim.
Okulekliyoruz kampanyası
düşünülmesi ve uygulama alanı yönünden yararlı buna itirazım yok ama bu olay
çok benzeşmese de ortak olarak gördüğüm bir olayı çağrıştırdı.Ülkemizde 8 yıllık
zorunlu eğitime geçiş dönemi ve bu dönemi izleyen yıllarda açılan okulların
sayılarının çoğalması 8 yıllık eğitimin faydalarını göstermiştir.Ama ülkemizin
dört bir yanında daha 5 yıllık okullarla dolu köy okulları bulunmakta iken ve
bunların araç gereç yönünden eksiklikleri varken değil 8 yıllık eğitim seçim zamanı partilerin 12 yıllık zorunlu eğitimden
bahsetmeleri ne denli olaydan uzak sadece olaya oy kaygısı ile baktıklarının bir göstergesidir..Bunları duyduğumda bu ülkenin gerçekten eğitimi bilen insanlar
tarafından yönetilmesinin şart olduğunu bir kez daha anlamış oldum.Gerçi çok önceler analaşmıştım
) ama bu olay daha da pekiştirdi.
Başka bir örnekte bir zamanlar (sene 1996'da) kredili eğitim modeli
uygulandı.Ama sadece uygulamada kaldı.Gazi Üniversite'nde öğretmenlik
formasyonu alırken eğitim alanında sağlam hocalarımızdan biri derste
''Türkiye'de kredili sistemin uygulanamamasının nedenini nedir'' diye bir soru
sormuştu.Sorunun cevabını anında alındı,alt yapının olmaması.Evet yapmak
istediğimiz her işte olduğu gibi eğitimi de allak bullak etmek için yeni olan
herşeyi uygulamak bir sistem gibi gözüken ülkemizde alt yapının hazır olmaması
bu sistemi de deneme yanılma yöntemi şeklinde öğrencilerimize uygulatılmış
olarak tarihteki yerini aldı.
Peki ne yapmalı bu satırları yazmak,eleştirmek belki de işin kolay
kısmı.İşin zor kısmı yeni ve faydalı şeyler sunmak değil mi.Aynen
işin zor kısmı yeni olanı sunmak,aynı zamanda uygulatmak ve sonuçlarını
almak.Bir kere eğitim denilince işi eğitimcilere bırakmak,işi bilen
yöneticileri başa geçirmek,sınav sistemlerini hayatın zorunlu bir parçası haline getirmemek işin aslında kolay ama bizim ülkemiz için nedense yıllardan
beri zor olan kısmı gibi gözükmekte.Öğrenci sayısı kadar büyük olan eğitim
sorunları bitmez ama bizler bir yerlerde hata yapıyoruz ve bu hataların üzerine
eğitmek-öğretmek gibi kavramları oturtmaya çalışıyoruz.Son olarak Ntv ve
Unicef'in ortak girişimi ile yapılacak olan okulekliyorum kampanyasını destekliyorum.Ama yazımda da söylediğim gibi 6 yaş çocuklarının okul öncesi
eğitiminin sağlamlaştırılmasının unutulmaması ve çalışmalarının bu yönde
çoğaltılmasının olumlu olacağı düşünmekteyim.
14 Nisan 2008 17:49 · buraktolga
· Etiketler
alış
,
ankara
,
bilgisayar
,
bursa
,
firma
,
kent
,
market
,
meydan
,
meydanı
,
müze
,
paris
,
tüketim
,
veriş
,
vista
,
çılğınlığı
,
üniversite
Yaklaşık 5 gündür bir şeyler yazamadım.Bununda sebebi hafta sonu için ufak
bir Bursa gezisi yapmam.Cuma günü itibariyle arabamla yaklaşık 2 saatlik bir
sürede Bursa'ya ulaştık.Bir arkadaşımızın düğününe katıldıktan sonra cumartesi
günü havanında bunaltıcı sıcağından kaçmak için alış veriş merkezlerini gezmeye
koyulduk.Bilinen 3-4 alış veriş merkezini gezdikten sonra en son olarakta
inşaatı yeni biten Kent Meydanı'nı
gezdik( yukarıda ki fotoğraf )Diğerleri gibi aynı içerikte ki dükkanların bulunduğu bir yapı,zaten yeni olarak bir şeyler beklemiyorduk.Bu şekilde Bursa gezimizin çoğunluğunu bitirmiş olduk.
Öğrencilik yıllarımda (1994 itibariyle) Ankara'da en meşhur yerlerden biri
Atakule idi.Sonradan büyük alış veriş merkezi diyebileceğim 5-6 yapı daha
açıldı.Hepsinin mantığı aynı insanların özellikle hafta sonları boş zamanlarını
değerlendirmek için gezdikleri ve alış veriş yapmıyacağım deseler bile
kesinlikle bir iki bir şey alarak keyiflendikleri yerlerdir.Gerçi alış veriş
mantığı parana göre değişir ama özellike Akköprü'de ki alış veriş merkezinde
hafta sonu en üst katta bulunan yemek kısmına şöyle bir durup baktığınızda
insanların tüketim çılğınlığını görmeniz mümkün.Tüketim çılğınılığı demişken
ismi herkes tarafından bilinen ünlü bir Fransız marketler zincirinin 2007
rakamlarını duyunca insanların bu tür yapılara ne denli çok ziyeret ettiğini
parasal yönden anlamak zor olmayacaktır.Bu firmanın geçen sene ki cirosu 11
milyar dolar,net karı ise 3 milyar dolar.
Bu rakamlarıda dünyanın belli başlı ülkelerinden elde ediyor,bunlardan biride
Türkiye.Zaten dikkat edilirse dünyaca ünlü firmaların son yıllarda Türkiye'yi
tercih etmelerinin nedeni de bir malı nasıl tüketeceğimizi bilmememiz bundan
doğan tüketim çılğınlığınıda iyi kullanabilmelerinden geçmektedir.Daha yakın
bir zaman da İstanbul'da açılan teknoloji markette yaşanan izdiham
bize,televizyonlardan izlediğimiz ve insanların bunları yapmaları için manyak
olmaları gerekir şeklinde bir yorum yaparak es geçtiğimiz sahnelerin uzak
olmadığını kanıtladı.Bursa gezisi ile başladık tüketim çılğınlığına kadar
vardık.Uzak kaldığım internet sayfalarından bugün için Habertürk internet
sayfalarından takılan bazı yeni gelişmelerden bahsederek yazıyı sonlandırayım.
1-Bilgisayar kullanıcıları için belkide iyi bir haber,Türkçe
Vista'lar bu hafta geliyormuş
2- Türünün ilk örneği olan bilgisayar müzesi 15 Nisan itibariyle Paris'te
açılıyormuş.Günlerin bile önemli olduğu teknolojik gelişmelerde bu
müzenin yakında fotoğraflarınıda gördüğümüzde eski ile yeni arasında
gülümsetici ifadelerle karşılaşabiliriz.
10 Nisan 2008 16:03 · buraktolga
· Etiketler
google
,
grup
,
haber
,
internet
,
kapatma
,
kapatıldı
,
kararı
,
mahkeme
,
yasak
Sosyal imleme sitelerinden Tusul'u neredeyse hergün
sıkı bir şekilde takip etmekteyim.İlginç haberleri inceleyip varsa bununla
ilgili bir yorumumu burada yazmaya çalışıyorum.İşte tam böyle bir haber gördüm
ve yazmazsam olmaz dedim.Haber Google'un kapatılması,daha önce burada
Google'un kapatılması ile ilgili yazıyı 28-Mart-2008 günü ''Google'da Kapatılabilir'' başlıklığı ile Tusul'a göndermiştim.Belki
yazının ilk satırlarını okuyanlar ''Acaba gerçekten Google kapatıldı mı''
diye sorup,bir Google sayfası açabilirler.Hayır böyle bir şey yok ama neredeyse
buna benzer diyebileceğimiz Google Grupları sayfaları engellenmiş
durumda.Engellenen sayfaya buradan
ulaşabilirsiniz.
Bu vakitten sonra bir şey demek zor gibi.Daha önceki gönderdiğim haberde de
olduğu gibi Google'un ilk kapatılma girişimi çocuk pornosu resmi bulunmasından
dolayı dava açılacağı ve bu şekilde Google'un kapatılması yönündeydi.Gerisini
bilmiyorum ama dünya üzerinde milyonlarca üyesi olan grupların Google'un
sağladığı iletişim birliği yatsınmayacak bir şekilde darbe yemiş
durumda.Kapatmak veya kapatmamak belki çok tartışılır ama tartışılmayacak bir
olay ise insanların birbirlerinin düşüncelerine ne zaman saygı duyacağıdır.Bir
insanın,bir zümrenin düşüncesi sizlere anlamsız gelebilir ama bu anlamsızlığı
kendi düşünce ve eylemlerinizle anlatmak seviyesine ulaşabildiğimizde,utanç
verici kapatma olaylarından kurtulabiliriz.Artık yarın veya ilerleyen günlerde
Google'un kapatılma haberi gelirse hiç şaşırmamak lazım.Yine benzer bir
kapatılma olayında (Youtube ile ilgili) bir yazı başlığı okumuştum.Youtube'un
ardı ardına kapatılma günlerini yaşadığımız zamanlardan birinde haber ile
ilgili başlık güzeldi.''Youtube'un Kapatılması Artık Haber Değeri Taşımıyor''
bu aşamaya gelebildiğimize göre Google'un geleceğinde de herşeyi beklemek
mümkün.